
|

|
| |
Ali F. Bilir
ANDIZ'IN SEYİR DEFTERİNDEN: İMGE, TAŞRA
"
Şklovski'nin, "İmgesiz sanat olmaz; şiir ise hiç olmaz" (1) sözü, şiir yazanlarla,
şiire gönül verenlere yol gösteren önemli bir saptamadır. Bu bağlamda Andız, şiirde
imgeyi önemseyen, önceleyen bir dergidir. Ancak imge'nin, şiirin yapısını oluşturan
bu taşın, yaratılan metinde mutlaka bir işlevi olması gerekir. Belki bu gerçek göz
ardı edildiğinden, bugün, bir "imge şiiri" modası sarmıştır ortalığı. Özellikle, şiir
yazmaya yeni başlayan, "imge avcılığı"na soyunan gençlerimizin bu tuzağı aşması gerekir.
Edebiyatımızın sıkça tartışılan konularından biri de "taşra" ve "taşralılık"tır. Bu
kavramların aslında zaman ve mekanla ilintili boyutlarının ötesinde hayata bakışla,
algılama ve değerlendirmeyle ilgili bir sorunsal olduğunu düşünüyoruz. Üretim
biçiminin ve buna bağlı toplumsal ilişkilerin belirlediği bu olumsuzluğun bilinçle
aşılabileceğini de söylemeliyiz
.
Andız, taşrada yayımlanan bir dergidir. Ama taşralı değildir. Adonis'in dediği gibi,
aslolan bakış açısıdır, dünyaya, hayata, insana ve sanata diyalektik, evrensel bakmaktır.
Şiirin yazıldığı yer değil, nasıl, hangi bakış açısıyla yazıldığıdır önemli olan.
Andız, dünyanın ve hayatın siyasi bakışın dışında, sanatla ve şiirle algılanabileceğine
nanan, önceliği şiir olan bir dergidir. Hayattan, insan gerçekliğinden, kendi toprağımızdan
beslenen, ama dünyayı kucaklayan evrensel bir şiirden söz ediyorum. Ezilenden yana, sisteme
muhalif, bilgi ve yürekle yazılan…
Andız, geleneği reddetmeyen; ama, geleneği aşan, yenilikçi, modern Türk şiirinin öncüsü
bir dergidir. Elbette, dünya şiirine de açık duracağız, oradan beslenecek, orayı besleyeceğiz.
Özlemimiz, kişiliği ve kimliği olan evrensel bir Türk şiiridir.
"Düzyazıyla şiir arasındaki ayrım dilseldir, yani biçimseldir," (2) diyen; şiirin düzyazıdan
sessel ya da düşünsel özüyle değil, dil öğeleri arasında kurduğu özel bağlantı tipiyle
ayrıldığını belirten Jean Cohen önemli bir ipucu vermektedir şiir yazanlara. Şiirin ana
malzemesi dildir. Şairin yeteneği, onun hayata bakışı, gözlem ve değerlendirme yetisiyle
olduğu kadar, dil bilinciyle de ilintilidir.
Andız, modern şiirin çok anlamlılık ve çağrışımsallık üzerine kurulup değerlendirildiğini
bilmektedir. Sümer, Eski Mısır, Eskimo ve Kızılderili şiirlerini bugün bile etkilenerek
okuyorsak içtenlikleri yüzünden ve sözünü ettiğimiz bu niteliklere sahip oldukları içindir.
(1) Prof. Dr. Doğan Aksan, Şiir Dili ve Türk Şiir Dili, s.29
(2) a.g.e. s.67
alibilirf@hotmail.com
Hüseyin Alemdar
TENHA TAFLAN
- A(h)zer Yaran için -
Ben aslında bu kış da Azer'e gidecektim
Fatsa kış Korucuk kar gidecektim
kış tenha taflan şair mevsimidir
tenhama takılıp gidecektim
Ben aslında bir kış da Azer'de kalacaktım
Karadeniz türküleri söyleyecektik birlikte
kendine küs bir ormanı yaşayacaktık kerte kerte
yaşamak yalnızlaşmaktır--gidecektim!
Ben aslında O'na kendime şâir-i şita olacaktım
köyler gurbetleri yâreli şehirlerin yasıdır
kim güzünü dese Giz Menekşesi bir yaradan gelmedir
kalp yaranın yeridir--yaram konuşsa gidecektim
Bu O--göğün yırtığında yazgısını düğümlüyor
bu O--hâlâ içini tutuyor, içi her yerinden düş kuyusu
bu O--ömrü sanki kendi, boynu nasıl da oğul duygusu
bu O--evlilik yüzüğünün içinde boğulan ölmez diyor
Ölmüş--giysileri kar şimdi!
Hüseyin Peker
KASAP KAĞIDI
Yaz yazacaksan kızıl yosun
kasap kağıdına yaz sivri kulaklarını
artçı depremle yıkıldı bizim sokak kapısı
konuş içten yanmalı , yazışmalar seni tüketmiyor
bağır dünyadaki ekşimeyi
kök salmış değil , bizim orta yerin hesabı
kazı makinaları çalışıyor
yerle bir bizim gök kafesler
sabah kalkınca kokusuz çiçek
beyaz küp etkisiyle karşılıyor seni her şey
çivi çakılmaz senin duvarlarına
koltuk üzerinde dans ediyor burçlu yataklar
yaz yazacaksan , kambur yürüme şu hayatta
tek tohum , yürek biçiminde
sarı yasemin , yüksek tavanlı meyhane
kır çiçekleri ver bana , hesabı gördüğünde
Dost , uzun ediyorum sözü , falsolu gazellerle
savaş var diyorum , bizim orman tekkesinde
açık çağrı yapıyorum gemi turunda
sabahçı kahvesinde , iki yaka ötende
deprem bekliyorum , kapalı devre
camına yapıştırılan bir dikenli telim , şu saatte
Yaz yazacaksan , kaybeden sensin kentin anlatımını
kuyuya taşı son sözleri
yaz yazacaksan , yüz sanat büyüğüyle
yaz cama yapıştırılan ötücü kuşları
birazı açık kaynak , birazı iki yaka ötende
haritası toz pembenin
camında biriken deniz çakısı
yaz yazacaksan zor yazılarıyla
çekim merkezinde olup biten tüm olguları
geniş bir alanda deve dikeni yaprakları
haritasını barut hakkıyla , söz oyunlarının
kemikten bir kutuyum yanında
sıra bekliyorum çapraz sahalarda
barışı kovmak isteyen koca yarasaları
Muzaffer Kale
YARDIM
Bir yığın yaprak
kilitli
kış ağacının dallarında.
Zamanı gelince açarım
yüzümü
günkü suya
beklemiş suya.
Burdan geçip geçmediği soruldu,
ben de görmediğimi söyledim
o Kendine Gelmiş' i.
İyi ki yaşayanlar anlıyor
yaşamışı. Nefes alıp vermek
işe yarıyor
insanın birbirinden.
Yoksa bizler burda
ne güne yaşıyoruz. Sürekli
geçip gidenlerin ardından
bir çift göz olarak.
Kırıldı kilit, aktım:
Geceyi yardım.
Sadık Yaşar
ŞEYTANIN SAÇLARI YOK
gördüm merdiven arıyor
yüzüne
doldurmuş korkuyu ayakları yoktu
soluk alıyor vermiyor
duyduklarının içine kaçmış herkes.
korkar, adını nereye yazsam okumazdı
babam ağzından öldü babam ağzından
sefalet
ağzından öldürürmüş babaları
çocukların ağzında
kıyafetsiz dolaşırmış ölüm
şeytanın saçları yok diyor
dudağı
uzuyor tüfek kılığında
patlıyor sağda solda, unutuyor
bu dudağı mı
parçalıyor
üstünü başını
yanımda yürüyen kızın damağında
ne kadar melek varsa
Baki Ayhan T.
SOYLU YENİLİKÇİ ŞİİR KİMLERİN YOLUNA ÇIKMIŞTIR?
Her manifestonun olduğu, olması gerektiği gibi Soylu Yenilikçi Şiir'in de iddiaları vardır.
Şiirin yoluna çıkmak bu iddialardan biridir. Evet, tek imzayla yayımlanan Soylu Yenilikçi
Şiir manifestosunun önerdiği şiir, kendi şairinin olduğu kadar genel anlamda Türkçeyle
yazılan şiirin de yoluna çıkan bir anlayıştır. Yola çıkışta, sanıldığı gibi başkalarının
yolunu kesmek gibi bir amaç yoktur. Zaten, hiçbir şair bir başkasının, hiçbir şiir de başka
şiirin yolunu kesemez. İyi şiir, ötekinin yolunu kesen değil tam tersine ötekine yeni yollar,
yeni çevrenler açabilendir. Sözgelimi 1980'lerden sonra yazılan pek çok şiirde Turgut Uyar'ın
"Geyikli Gece"sinin veya "Terziler Geldiler"inin, Edip Cansever'in "Çağrılmayan Yakup"unun,
Cemal Süreya'nın "Gül"ünün veya "Güzelleme"sinin, Ataol Behramoğlu'nun "Yaşadıklarımdan
Öğrendiğim Bir Şey Var"ının, Ece Ayhan'ın "Fayton"unun vb. belirgin etkisinden, yol ve çevren
açıcı özelliğinden söz edilebilir.
Soylu Yenilikçi Şiir'in yola çıkışının da böyle bir anlamı vardır. Bugün, Soylu Yenilikçi Şiir
önerisinin gündemde oluşu yüzünden yolunun, yollarının kesildiğini düşünenler varsa bunlar kendi
poetik aczlerinin farkına varamayanlardır. Poetik acz ise şairin eleştirmenliğe, editörlüğe, editör
yardımcılığına, felsefeciliğe, antolojistliğe soyunmasıyla giderilebilecek bir şey değildir. Ayrıca,
sadece sizden söz eden, yazılarında ne yapıp edip ikide bir adınızı anan sahte eleştirmenler
(bunlara "arkadaş-eleştirmen" demeyi uygun buluyorum) yaratmakla giderilebilecek bir eksiklik de
değildir. Poetik acz, şair olarak yaratılmamış olmanın kalınlığı altında ezilmenin göstergesi olabilir
yalnızca.
Şiir uzun, hatta sonsuz ve zorlu bir yoldur. Bu sonsuz yola giren kişi ya yolla birlikte sonsuzluğa
ulaşacak ya da sonsuzluğun tozları arasında yarı yolda yok olup gidecektir. Şiirlerine, şairliklerine
güvenemediklerinden isimlerini bir şekilde kalıcı kılmak isteyenlerin şiir dışı etkinliklere bel
bağlamaları onları kurtarmaya yetmeyecektir. Hayatlarını verdikleri asıl işleri aktörlük olup aynı
zamanda şair de olmak isteyen tiyatrocu-şairlere: Şiir iki oyun perdesi arasında yazılabilecek bir
şey değildir. Hayatlarının büyük bölümünü adadıkları asıl işleri gazetecilik olup şairliğe heves eden
gazeteci-şairlere: Şiir iki köşe yazısı arasında yazılabilecek bir şey değildir. Zamanlarının çoğunu
verdikleri asıl işleri sahaflık olup şairliğe heves eden sahaf-şairlere: Şiir pahalı etiketler
yapıştırılmış ve bu yüzden de sahiciliğini yitirmiş tozlu kitaplar arasında yazılabilecek bir şey
değildir. Hayatlarında şiirden çok romana ve öyküye yer verdikleri halde şairliğe de heves eden
yazar-şairlere: Şiir iki roman ya da öykü arasında yazılabilecek bir şey değildir. Sanallığı
hayatlarının merkezine oturttuklarından kitap ve dergi sayfalarından uzağa düşen internet-şairlerine:
Şiir kâğıt ve kalemden uzakta yazılabilecek bir şey değildir. Soylu Yenilikçi Şiir, bütün bunların,
böylesi yanılgıları şiir heveslisi gençlere önerenlerin de yoluna çıkmaktadır.
Soylu Yenilikçi Şiir yumuşak kalpliliklerinden gelen duygusal zenginliklerini şiir zannedenlerin,
ergenlik problemlerini bir türlü aşamayanların, postmodernizm dayatması sanallığın dayanılmaz
cazibesine kapılanların, insanın zaman ve mekân içinde parçalanmışlık problemini felsefenin veya
felsefi düşünüşün çözebileceğini sanarak yaşamın gerçekliğinden uzağa düşenlerin, felsefi düşünüşü
poetik duyuşun yerine ikame etmeye çalışanların, parçalılığı bütünlüğün yerine koymaya çaba harcayan,
olgunlaştırılamamışlıkla sakat ve ham kalmaya yazgılı düşünce eskizlerini "günlerin kızıl meyvası"
zanneden postmodernist bildiri yazarlarının da yoluna çıkmıştır.
Soylu Yenilikçi Şiir, şiir dışı güçlere teslim olmanın rahatlığı içerisinde dergilerin sayfalarında
beyhude gezinenlerin, gerçek şiirin ışığını gördüklerinde hamamböcekleri gibi karanlıkta yeniden
uyanmak üzere sırtüstü dönerek ölü taklidi yapanların, şekilsizliklerini biçime prim vermeme eğilimi
olarak sunan edebiyat uyurgezerlerinin, şiiri ve şairliği yalnızca bir imge olarak anlayıp alınlarına
bu imgeyi yapıştırmak için bütün ahlaki değerleri hiçe sayanların; başkalarının dünyaya bakışını eksik
bilgilerinin sisleri içinde yiterek sağda solda eleştirirken dün başkasıyla, bugün onun tam karşısında
duran bir başkasıyla olan ve yarın da esen iktidar rüzgârlarına göre hiç kuşkusuz bunların ikisinin de
tamamen karşısında olan kişilerle, editörlerle, gruplarla birlikte olmakta sakınca görmeyecek
omurgasızların da yoluna çıkmıştır.
Soysuz, tarihsiz, bilinçsiz bir postmodernizme karşı modernizmi savunmanın soyluluğunu gururla soluyan
Soylu Yenilikçi Şiir binyılların derin kırılması anında tarihsel bir yarığın içine düşüp orada
debelenmeyen, aurası kaybettirilmiş şiire yeni bir aura kazandırma çabasında olan, öznenin dünya
içindeki durumunu ve dünyaya ilişkin hayallerini birlikte söze dönüştürmeyi gereksinen, varlık ile
onu algılayanın varoluşu arasındaki ilişkinin zedelenmesine izin vermeyen, aşkınsallığını insan ruhunun
ve nesnelerin ortak müziğiyle sağlayan bir şiirdir.
Soylu Yenilikçi Şiir'in uzak zamana övgüsü geçmişle geleceğin ortak uzaklığının buluştuğu bir çizgiden
yükselmektedir. Zamana ve dünyaya ilişkin övgülerine de saldırılarına da demir sandıklarda ve ipek
örtülerin kıvrımlarında gizlenen anlardan yola çıkarak bir yıldız daha çakıyorum gökyüzüne diyen bu şiir
doğaldır ki zamanın ve varlığın ruhunu kavramaktan aciz olanlara yabansı, anlaşılmaz gelecektir.
Çünkü Soylu Yenilikçi Şiir kimselere karışmıyorum zaten kalabalıklar diyenlerin ve tekbaşınalıklarını
yıpranmış anıtlara taş taşıyarak onaranların şiiridir.
Ümit Sarıaslan
ŞİİRSİZLİĞİN YAKASINI YIRTMAK
Yaşadığımızdan, yaşamdan beslenen, köklenen bir şiir. Ekonomi dünyasındaki karşılığına
göndermeyle "reel hayat"tan yola çıkan, bordasında güncelin, olanın-olagidenin, değişmeyenin-
değişegidenin dalgalarının patladığı. Telden, telefondan, paradan puldan, tarla-tapandan,
ranttan rantiyeden, koyunsal bir barışın kucağında kuzu kuzu uyumaktan, tilki tilki uyanmaktan;
türlü rezillikten, yaşamın ayağına vurulmuş onca bukağıdan; "meta"yı,"fizik"i metafiziğe
dönüştüren bağlanmışlıktan; boşboğazlıktan, üfürükçülük, ütücülükten haberdar, ama sularında
yitmeden pisliğin. Türlü eblehlik, ahmaklıktan, uyanıklığı beceri bellemekten; riyakarlıktan,
rantçılıktan ötede; duymak ağrısından, iç dünyadan düş dünyadan, kol kırılır yen içindelerden,
beşibiryerdelerden süzülen. Kendi dölümüzden, geçim derebeyinden, ekmek kavgasından; onur
celladından, ar belasından. Sarı saburluktan, dilimiz boka değecek korkusunun emzirdiği susuşlardan.
Ölmelerden, öldürümlerden. Ölüp ölüp dirilişlerden. Ölü yaşayanlardan, yaşayan ölülerden.
Öldüğünün ayırdında olmayışlardan.
N'eylersen et, şiirin çitine takılacak nice söz, sözce; ses, susku!
Yaşamda ar ettiren, sınır getiren sana, ne varsa gelip dikilecek karşına; şiirin karşısına.
Kimi ses yetmeyecek, kimi sen yetmeyeceksin. Yaşamın ebesi, yaşamak saatinin zembereğini kuran
ecesi anların, bırakmaz seni, senliğini. Yılkısın şiirin kırlarında, kaçınılmaz. Yılkının
özgürlüğü göklerdedir, göklercedir; ne yapsan ulaşamazsın. Kan-atlanamazsın. Mumdan kanatların
seni güneşe taşımaz, taşıyamaz. Kandan kanat dışında! Güneşi sen kendin, kendi içinde yeniden
üreteceksin, başka yolu yoktur. İyi şiirin içimizi ısıtması bu yüzdendir.
Zaman yıkıntıları arasındasın biliyorsun, Pompei'nin lavları an be an yakıp kavururken seni;
kendi külünden kendini kazıyacak bir yardımcın yoktur. Şiirin arkeolojisi de şiir işçisinin
omuzlarındadır. Yalımlarında kavrulduğun, ateş sellerinde sürüklendiğin püskürmelerden, ebedi
yangından kendini yine kendin, kendi küreğinle kazıyacaksın. Her kürek vuruşu, her kazma darbesi
senden bir parçayı da götürecektir, sonsuzca gelmemek üzere.
Ama şiir abdalın terlik sesi düzenleyicisidir...
Şiir işçisini sürüklenmekten alıkoyduğu gibi, kendi adımlarının altında kalmaktan da korur onu.
Dahası, dilinin altında boğulmaktan. Şiir teknesinde karılı hamurun arınmasında payı vardır o
sesin de. Düşüncenin kirlenmesinden, düşlerin hasar görmesinden en çok şiir zarar görür. Bunu
esinler, duyurur şiir işçisine. Şiirin kalemi kandan mürekkeple dolar, bu yüzdendir. Eteğine
pislik bulaştırmaz şiirin kızı. El temizliği, "dil" temizliği ister, hiç bitmeyen bir püskürtmenin
lavları altında kalan "insan"ı, her yeni şiirle birlikte kendi külü altından çıkarmak. Aynı nedenle
yaralı bir özgürlük, varoluş kaygısıdır bu. Bir yandan "hayat"ını süpürürken, öte yandan o bitmeyen
"kazı"yla uğraşmak trajik bir iştir. Yaşam, milyarlarca "hayat"tan oluşan büyük bahçesinde şiiri
emzirirken, dünyanın dayatmasına yaşam adına katlanmanın, yeri gelince kafatutmanın sarkacında
şiirin engeli de asılıdır. Bir tek koşulla özgürüz bu engele takılmada:
Ne edip edip, şiirsizliğin yakasını yırtmakla!..
Mustafa Emre
ŞAİRİN DOĞUŞU
- Abdülkadir Bulut'a -
Sevdin ve verdin yaşama
Bir bengisu tadında
Dizeler kanatlandı
Bulutlar kaldı ardında
Yüzünde ezgi kuşluk vakti
Gitardı kemandı çınlayan
Kuşlar için şiir düşürdüm
Sularca akan ve anlayan
Düşlerine vururdu gökyüzü
Yalın köylülerin hüneri
Güllere değerdi kalemin
Anıların deniz feneri
Güne serilen sevdan
Tatlanan karamuklarla
Uçurtmaların gökkuşağı
Savruldu art arda
Sen şiire durduğun zaman
Dizeler Anamur muzu koktu
Aldı başını gitti Akdeniz
Bir çift mimoza ile
Selahattin Özakın
ŞİİR NADASTA
eskisi gibi değil artık bu toprak
bir zamanlar…
her mevsim çiçeğe dururdu şiir
acılarla yoğrularak
sonra birden…
başladı ölümler
çekip gittiler birer birer
her ölümde
kesatlaştı şiirler
neruda…
lorca…
garip'in şairi orhan veli…
hikmet'inden sula olunmaz nazım(ki şiirde müthiş
süvari)
bir de edip'in cansever'i
bu sabah da ilhamın cengaveri…
attila'nın ilhan'ı
kendiliğinden dökülür dudaklarımdan
"sisler bulvarı"
11 10 2005
14:12
tan doğan
SENLE / SENSİZ
tam dokunacaktım ki saç...
bir çocuk elimi tuttu :
- amca karnım aç
tam tutacaktım ki eller...
bir kumru kondu omzuma :
- yârdan bi-haber
tam öpecektim ki dudak...
bir kadın çığlıklandı :
- gözlerime bak
tam dalacaktım ki gözler...
bir acı söz kanattı :
- bu günler geçer
tam diyecektim ki : seni...
bırakmadı
hiçbiri beni
Sedat Kısa
HER KÜL HAZ İNDİ
Sözcüklerle oynayan bir çocuktum
Anlamından hiç çalmadan
Tabii ki giderken
Arkama baka baka
Tüm oyunlarımın hışırtılarını
Bir çiçeğin açılış konuşmasına bıraktım
Her kül ip ektim dala
Haz indi
Pey gam ve peri
Aşk olmasa
Kar neye bağlanır
Ben niye sevdim ki şiiri
Tommiks'in Suzi'si vardı
Bize elmalı turta yapardı
Berna Olgaç
HİS DOKUNUŞU
eskiz kağıdına uzanan aşk eliyle
kendi gibi çiziyor figürün gölgesini
karakalem, zamanlara dokundukça
başlıyor yolculuk yüreğin çizgilerine
uğuldayan geçmişin portresi
ve bekleyişi hatıraların
yalnızlığı asılı duvarlarında
kum saati sözcüklermiş özlemi yankılanan
sevda çeker imgeler
gel desen yakınlaşır uzaklığı gönlümün
sana aklanır sınırlarım
Ahmet Gedik
İLK BİLET
Hayatı ıskalayan mahrem yüreğim
teselli yağmurundan kaçarken
bin gözyaşına tutuldum
annemin kalbini avuçladım
dilimin koptuğu anda
yüzüm ağlamaklı kış günü
geri dönüşü olmayan zaman kıyısı
durmadan yürürüm hep aynı saatte
akşama habersiz yakalanırım
yazılı hayatımın dökümanlarını topladım
her yaprak yanık sabah
gizli bir damga
ilk biletimin üstünde
Reyhan Sur
ATTİLA İLHAN VE TARZ-I KADİM
10 Eylül 2005.. Türkiye Yazarlar Birliği, Konya Şubesi'nin 2005 yılı kültürel etkinliklerinden
biriyle daha güzel not alıyor insanlardan..
Mart 2005'te başlatıldı Konya etkinlikleri.. Yılın son programlarına yaklaşırken Şair Attila İlhan
ve "Tarz-ı Kadim" şiiri üzerine konuşmak ve şiirin tahlilini yapmak üzere toplanılıyor yazarlar
birliği binasının bahçesinde.. Program başlayana dek tanışma ve sohbet toplantısı yapılıyor...
Başkan sayın Ahmet Köseoğlu karşılıyor eşimle ikimizi ve kapalı bir mekana buyur ediyor önce...
Ayakkabılar kapı önünde çıkarılıp giriliyor içeriye..Açıkçası korktum önce, girmek istemedim
içeriye..İlk kez katılma ayıbımdandır belki de düşüncesi vardı etkinliklere..Tanımadığım mekan,
tanımadığım bir sürü insan..
Öyle olmamış mıydı? Ortaokul yıllarımda, kuran okumayı öğrenmek için gittiğimiz camide de
çıkarıyorduk ayakkabılarımızı girişte..Çok sayıda yeniyetme çocuk, önce sessizce çalışıyorduk
okuyacağımız sayfayı.. Aynı camide bir akşam, mevlit okunuyordu ve biz de gittik cami
arkadaşlarımızla.. Mevlidin ortalarında, alnımda müthiş bir ağrı hissettiğimde elim alnıma
gitti ve ben yakaladım onu..koca bir at sineğiydi elimdeki..fırlattım korkuyla.. ama huylanmıştı
bir kez gelip gelip yeniden konuyordu aynı yere ve ben sessiz çığlıklar atıyordum kalabalığı
rahatsız etmemek için.. çocukluk işte.. buz gibi terlemeye başladım.. nefesim tıkandı gözlerim
kararıyordu korkudan.. dizlerimin üzerinde yavaş yavaş kayarak merdiven başına geldiğimde sineği
yeniden fırlatıp yuvarlanırcasına aşağıya indiğimi hatırlıyorum ve çıplak ayak koştuğumu eve doğru...
ne zaman ayakkabı çıkarıp ciddi bir ortama girsem huylanıyorum... Etkinlik saat 18:00 deydi ve
ben geri gelmek için attım dışarıya kendimi.. kim bilir, "görgüsüz" demişlerdir bana...saati gelip
bahçeye girince boş masalardan birine oturdum.. bayanlar çoğalmaya başlayınca da sevindim.. bulutlar
dağılırken hafif rüzgarında mutlu oluruz ve maviye boyanır ya içimizdeki gökyüzü.. çay servisi
yapılıyordu bir kez daha sevindim... gümüş çağlayanlardan akarız beyaz köpük salkımlarınca çay çiçeğinin
biraz ben biraz sen kokusunda demleniriz aşka..
tam karşımda A.İlhan'ın afişi asılıydı .. cd'de Portofino şarkısı çalıyordu.. çok kişi bir şarkının
rüyasına dalıp gitti eminim … Önce dalgalar vuruyor kıyıya, dalgalara ıslıkla çalınan bir melodi
karışıyor… Ardından romantik bir erkek sesi şarkı söylemeye başlıyor; "I found my love in Portofino…"
Son Liman.. aşkı o limanda bulduğunu anlatıyor şarkı..ve başında kasketiyle, sahilde dalgalarla konuşan,
ıslık çalan, şiir söyleyen, ıssızında dolaşan Atilla İlhan..Mavi Şiir Hareketinin başlatıcısı..
evrensellikten insancıllığa, varoluşçuluktan aşka..buğulu, keskin, kokuludur şiirleri.. ifadeleri isyancıdır...
Sisler Bulvarı şiirini dinledik; .."sisler bulvarı'nda seni kaybettim
sokak lambaları öksürüyordu
yukarıda bulutlar yürüyordu
terkedilmiş bir çocuk gibiydim
dokunsanız ağlayacaktım"...
**
ve Tarz-ı Kadim şiirinin tahlili yapıldı
Başlangıçta Divan şiirine karşı olduğu halde zamanla ondaki derinliği kavramış ve ona yönelmiştir Attilâ İlhan..
Hatta Attilâ İlhan Sisler Bulvarı'nda yer alan "Tarz-ı Kadim" adlı şiirine,
"olmuyor neyleyim
olmuyor velinimetim efendim
olmuyor yirminci asırda
tarz-ı kadim üzre gazeller söylemek"
dizeleriyle başlar ama şair, aynı kitabın "Meraklısına Notlar" bölümünde bu şiirle ilgili olarak yıllar sonra
şunları yazar:
"Sevilmiş bir şiirdir. Yazmıştım sanırım, babam şairdi, Divan tarzında gazeller yazardı; ben de elbet, hem onun
şiir tutumunu yadsıyorum hem de kendimi ona kabul ettirmeye çalışıyorum. Kolay kolay etmedi ya, o ayrı sorun.
Tarz-ı Kadim, bugünkü kafama göre yanlış bir saldırı tutumundadır. Besbelli Abdülbaki Gölpınarlı'nın yayımladığı
Divan Edebiyatı Beyanındadır adlı kitabın etkisindeyim. Klasik şiiri küçümsüyorum. Neden olarak da biçimciliğini
gösteriyorum"
şiirin tamamı şöyle;
TARZ-I KADİM -babam şair bedri ilhan'a...-
olmuyor neyleyim
olmuyor velinimetim efendim
olmuyor yirminci asırda
tarz-ı kadim üzre gazeller söylemek
beşiktaş'a yakın hanesi yerle yeksan oldu nedim'in
baki o enis-i dilden
bir yahya kemal kaldı hal-i hazırda
ayıptır efendim iç bade güzel sev demek
var ise akl-u şuurun
ayıptır bu zamanda yardeyip yar işitmek
kıvılcımlar kaymalı
insanlarım dedikçe şair kaleminden
zaten ömrümüz rüzgarlı sular gibi dalgalı
kimseler başlamaz medar-i maiset derdinden
kim okur kim dinler siham-i kazayı?
yalnız alıp verilir bir selam kalmıştır
nabi efendi'den
sen benim velinimetim efendim
ben senin hayr-ul-halef
sen vakt-i zamanında
uyan derdin uyan ey mest-i habinaz
uyan artık uyan
bense uyandım hab-i gafletten
uyan derim uyan ey esirler dünyası!
***
güzel demlenmiş birer çay daha içiyoruz..tüm emeği geçenlere teşekkür ediyoruz...
ve
pembe griye devrederken nöbetini
-ki akşam vaktidir zaman-
yalar geçer rüzgar bozuntusu esintiler
düşlerimizi
bazen kamçılar
hiç acımasız sallantılarla
burulur içim
patlamak üzereyken damarlar
en ince sızıntılarda suya keser kan
güneşin taa öte ucundan
kopup gelen
ak güvercin sürüleridir
büyülü bir yolda o an
dillenir ürpertiler
(salkım çay çiçekleri) adlı şiirimle sonluyorum yazımı.. herkese sevgiler...
Saliha Aylin Antmen
YOLCULUKLAR ATLASI
Attilâ İlhan'a
-aklının içerisinde siyah bir vapur-
Kanı çekildi göğe bedenin
Sevmelerde kopmaları us'un zamandan
Sonrasız bir güz , bir on bir ekim sabahı
Tüm hüzünleri yetim bırakan, sevmelere yamalı
Yitip giden gölgesindeyiz mekânın…
Sevilmelerde,
Fransız sokaklarında şiir oldu kaldırımlar
O ehli namus sokak lambalarının gece vardiyaları
İlhan'dan kalan boş bir bank, bozuk bir plak
Nicedir o yaşayıp giden yosma sessizlik
İçimizde darp izleri, en büyük boşluk
Maçka'ları, liman'ları beyhude ağaçların
Değmesi o ellenmemiş duvarların yüzümüze
Öyle soğuk, önsözü o yolculuklar atlası
-öksüz-
Kanı çekiliyor bedenin, kaç ihtilâl var o ıhlamur kokularında
Gecelerin seviştiği yorgun gündüzlerde?
Tutuşan ormanların yanık dili, gözlerinde şiir şiir
Aydınlığın örttüğü dizelerdi tüm sevmeler, sevilmeler…
Ali Gençli
YANGIN ALACASI
sahipsiz mektuplar gibi
savurdu zaman
oradan oraya beni
öpülmeye hazırdı dudaklarım
yeni bilenmiş bıçaklar gibi
keskindi yaşamın yüzü
kanatıyordu yine
insanların sevişme zamanıydı
ay büyüyordu
öpülmeye hazırdı dudaklarım
seni düşünmek ölümdü senden uzakta
gözlerine sığmıyordu
bedenim
düş gecelerinde
taşıyordun
damarlarımdan akıp gidiyordun
yangın alacasıydı
dokunduğun
dokunupta bıraktığın yerler
Alpaslan Bozkurt
KARANLIĞIN KALBİ
I
karanlığın kalbidir acı
ışıldayan toprağında zamanın
II
ey susuşu göklerin
berrak uzaklığıyla
sana geldi
yeniden düşmek için
ölüm
Simurg
değişmedi
eski hala eski
uçsuz uca vardı Simurg
dağlı denizler aktı
soluğunda uyudu rüzgar kırık yeşilin
eksildi düştü boşluk
öldü bütün kedileri geçmişin
Akın Zayim
YAĞMURDA KALDI GÖZLERİN
yağmurların sıcak tütüsü
bir ayrılık türküsü, gecenin uzayan bağrında
geçer önümden sicim izleri / aynası baharlarda kalmış
bırakmamış izlerini...
spartaküs akşamları alıp
kelebek ömrünün yalnızlığını
iliştirmiş pankart gecelerime / adını.
sıvışmış gecenin karanlık yüzü...
şimdi yazılan
başka bir şiir
aykırı peşrevlerimde
ay gözlerinde
uzadı gözlerinin acı rengi...
nakaratsız kaldı düşlerim
taş taş üstünde bırakmadı / çakan şimşeklerin
ağaç kökü,
ay geceye döndü, yağmurda kaldı gözlerin
coğrafya sınıfta kaldı...
Cengiz Orhan
SES
I.
Düş kafesimde bir ses
Duydum değil / duymadım değil
Soluyorum / meraklı bakışlarla
Aniden deniz, Olur şey değil
Aynı ismin kılığına bürünüyor
Usumun ekranından usuma doğru
Geçiyor geçiliyor
Bir değil, iki değil
Benden olmayan ben / şaşırıyorum
II.
Yamaçlarımda ve yükseklerimde
Yankılanarak beni Bakış-lıyor
Biraz eskilerden söz ediyor
insanlar inadına gürültü yapıyor
yaşamanın biraz masrafı çıkıyor ne yapsak
ödemek kolay / kolay ama
bütün kara parçalarında*
Aramıza kırmızı et giriyor
Kırmızı et bir yaştan sonra yasak
III.
İçimdeki sesin kendi geleceğine elleri var
ellerini çok profesyonel kullanıyor
III. a)
Artık başında bir siyah / kara-kara vurulacaksın
Ya da elleyeceksin peruk çıkmayacak. Şaşıracaksın
IV.
O da haklı kendince / ben de haklıyım
Bir şekilde bu odanın dolması gerek...
Ben birkaç gün divanın bu tablosunda yatarım
O da düzelene kadar bir Türk filminde uyur...
V.
Kilidin ortasında bir ses
Yaşamak için kendine bir gökyüzü seçiyor
Açıldım değil, açılmadım değil
Dur bakalım...
* Cemal Süreya
Güler Kazmacı
SİLAHSIZ
sus deme bana
kaç deme morarmış ağızlardan
kal deme aşkın kucağında sensiz
kendimle birlikte ve kendimden uzak
ben başka türlü sevmeyi bilmedim
aşkımın bedeni su kadar çıplak
ruhu desen savunmasız bebek misali
geleceği yok geçmişinden sual olunmaz
zaten hiç silahım olmadı ki benim
körbıçak taşımadım hain ayrılıklarda
mermi yakmadım hayatı yakan acılarda
rüzgarlık giyip başlık bile takmadım
göz yaşartan duygu fırtınalarında
aşkımın sesi gür cesareti geniş
ve yakılmaya hazır meydanlarda
ben başka türlü sevmeyi bilmedim
Aydan Yalçın
KİRPİK UCUNDAN AĞLADI ŞİİR
- Attila İlhan'a -
rengini kaybetti zaman
buza kesti görüntü
siyah beyaz oldu an
- şair yorulmuş olmalı ki hızından -
düşlerin yastığı altında
mavimsi uykulara yürüdü
ve şiir
kirpik ucundan ağladı bu gün...
** Rotamız ayak izlerin olacaktır büyük şair, ışık ve sevgiyle...
Bülent Güldal
SEDAT KISA'NIN ŞİİR IRMAĞI
Bir yanım koca dağ,derin deniz diğer yanım.Biten bir yazın
ardından güz durağına iniyorum şiirlerle. Adıma imzalanan bir kitabın
iç sayfasında şöyle yazıyor:"…ağaç yazmak için ormanda mı yaşamak gerekli.
Bir yaprağın en güzel tanımını kim yapar?Senden öğreneceğim,seni
kaybetmeyeceğim,sevgiler ağabeyim." Şair inceldiği oranda şiir de
inceliyor.Sözcükler kanatlanıp uçuyor.Öğrenirken öğretiyor da.Sedat Kısa'nın
şiir ırmağında kulaç atarken sözcüklerin rüzgarına yetişmeye çalıştım.
Dalgalara bölündüm incecik;
"yeryüzünde uçurum olmak da mümkün/bir çakıl tanesi olmak da/sahilde
kumların arasında/bir ada gibi/suların tam ortasında kalmak da//yazı
olsa n'olur/kaybetmenin adı/tura olsa n'olur/dışarı günlük güneşlik/içerde
dinmiyor yağmur/değil mi ki daralmış zaman/kızımın adını okusam/belki dik
durur/havaya atılan madeni para//bazı şeyler var ki/kaybetmekten
öte/silinmiyor/kızgınım/buharlaşıyor üzerime düşen/dışarı günlük
güneşlik/dinmiyor içimdeki fırtına//ne vurulan çekiç/ne de sapından
tutan eli/hiçbir şeyi unutmuyor/kimi duvar çivi tutmuyor" (Sular Uyumaz -Yağmurcuk-;sf.11)
Sular Uyumaz ya da diğer adıyla Yağmurcuk uzun,ırmak bir şiir.Altmış dört
sayfanın her karesine hüzünle yağıyor.Yağmurcuk'u bir su damlası, şairin kızı
ve kendi iç pınarlarından fışkıran delicoş ırmak olarak algıladım ve dizeler
arasında dolaşırken bu peşin hükümle yola koyuldum.Yer yer eşine de yaptığı
göndermelerin yumuşak hüznünü sözcüklere ustalıkla giydiriyor.Bana kalırsa
bilinçli bir çalışmadan ziyade coşan bir yüreğin yakınmasını yansıtıyor
Yağmurcuk'u içeren dizeler.En güzel şiirlerin de böyle çıktığını sanıyorum.
Aşağıdaki dizelere de bu gözle bakalım bir yol:
"sorun çözülmeden/boşalıveren havuzu/çıkaramadın aklından/karşı kıyıya
geçebildin mi/suyunu kirletmeden ırmağın/kana boyamadan akışı/çimleri koyuna/koyunu
kurda kaptırmadan//sorunları aşmanın yalın çözümleri yok mu/değişmeyen pi
sayısı/uzlaşmanın bir yolu/kurtlara dostça yaklaşmanın/insan bıçak kadar
kolay/nasıl sıyrılır kınından/sevişmenin çoğalarak yapılır yorumu//okumasam/ben de
inanmazdım/kerrat cetvelindeki sayılar gibi/birbiriyle çarpılan iki insanın/daha çok
ettiğini//toplamından" (Aynı kitap,sf.13)
Şairin düşlere ve düşünceye dair sorgulamaları önemli.Hem güzelin kıyısında
sereserpe uzandığını duyumsatıyor,güzel olmaya çağırıyor hem de.Işıklarla yıkananın,
içinde denizler taşıyanın yaşama baktığı pencereleri hep önemsemişimdir.Göğün arka
kapısının olup olmadığını,tel örgüleri ya da karakolu,paralı askerliği,ayrıcalıklı
siyasileri olup olmadığını sorgulayan ses önemsenir elbet:
"asit ve baz/acıyı açıklamaz/toprak tanır/yol bilir/acının kimyası kağıtlara
yazılamaz/sen hiç matara gördün mü/ya kasatura/hiç benzemez/sevdiğimizin saçlarına
taktığımız papatyalara//biri tıpp dese artık çocuklara/bu kavga biter/soluğunu
tutar/nefesli çalgılar gibi/susar silahlar//sen de sever misin ülkeni/bizler
kadar/bir tek camı kırılsa/benim parmağım kanar/gökyüzü vurulsa/gövdesinden damlayan
kan/alnına değer mi/senin de içinden türküler geçen/som sevgiden Türkiye'n var mı//sahi
yağmurcuk/nedir turnusol/yumuşak bir kağıt/kadife battaniye mi/usulca örtsem üzerine/ülkemin
acılarını emer mi" (Aynı kitap,sf.59)
Sular Uyumaz ya da Yağmurcuk 1999 yılının Kasım'ında,Ankara'da Eda Matbaasında
basılmış altmış dört sayfalık bir kitap.Her sayfasından bir damla yağmurcuk kaynaklanıp
denizin kokusuna doğru derinleştiriyor ırmağın yatağını.Her okunduğunda kanı kaynatan,
okurun başında türküler estiren,aşkı,ayrılığı,acıları içinde barındıran dizelere şiir
diyorsak,Yağmurcuk'da bu türden bana göre.Yaşadığımız kirli yüzyılda düşlerimizi
onarıyor,duygularımızı inceltiyor,aklın önemini ve insanın biricikliğini tanımlıyor.
Şairin üçüncü kitabı olan Aklımın Fesleğen Dalı isimli şiir kitabının 'düş
kova/larım' isimli şiirini beraber okuyalım ve şairin kimliğine dair ipuçları edinerek
dizelerin derinine inelim;
"aslında/övgüyle sözünü edecek/pek bir şey yok hayatımda/sıradan ve iyi insan
olmanın uğraşısından başka//henüz ipten çekip aldığım/biri yok meslek anılarımda/askerlikten
de iyi bir öykü çıkmadı/şöyle çoluk çocuğa keyifle anlatılacak//yaşadıklarım hafif kalır
daima/yaşamadıklarımın yanında/abartılarım çocukluğumda kaldı/gösterecek bir şeyim
olmadı/dudakları uçuklatacak uzunlukta/oltama köpek balığı/amortiden fazlası/vurmadı
aldığım bilete//kozalaktan sepet örer gibi/dar ve sıkı tuttum gözenekleri/belleği eksik
etmedim yanımdan/resim yaprakları kadar renkli/kelebekleri kovalar gibi/sevdim yeni bir
şey öğrenmeyi//İnanmadığım şeyleri yapmaktan da/ alıkoyamadım kendimi/fal baktırmaktan/düş
kurmaktan/çok korktum/kurduğum düşleri kırmaktan//tuzu ve baharatı öğrendim ilkin/kendinden
bir tad katmanın erdemini/köfteyle ekmeğin denklemini/hiç çözemedim desem yeri/görsem mutlaka
tanırım eşkalini/adını bilmesem de/ taşırım sorumluluğunu bölüşmenin/bir yol bulunca/aslında
severim yürümeyi/sonunda bir çıkışın bulunma ihtimalini/bundandır ayaklarıma gösterdiğim
özen/dünyanın en rahat pabuçları benim/varmasam da bir gelen olur diye/kapımın hep açık
kitabımın aralı duruşu/ve kilit tutmayan gürgen inadı//yalanım varsa ilk olsun/tanıdığım
hiç kimse/benden daha iyi değil/çimlerin üzerinde koşuşturmakta /ağaçların gölgesine
uzanmakta/hele yağmurda ıslanmakta üzerime yoktur/mandaları ürkütmeden/söğüt dalından
flüt yapmakta/kimse daha usta değildir benden//yemin ederim/ilk bakışta anlarım/bir çocuğun
yüzünde biriken/bulutların ne anlama geldiğini/hiç aksatmadan sayabilirim/gözden düşen bir
babanın/kaç parçaya bölündüğünü/kırık bir adamı toplamanın/canımı acıtan öyküsünü/yeniden
yazabilirim/son sayfasını yırtarak/yazabilirim ancak/bir çocuğun yüzündeki/iki damla
ürekkebe banarak/saçak altı aranırken daha/kaç yağmur tanesiyle ıslanır perçemi/bir solukta
okuyabilirim atlamadan/başını kaldırıp bakmanın kapsamına
Hangi yıldızlar sığar/gözlerinin gecesine/ezbere bilirim//havalar kararmadan/yakarım bundan
böyle/ışır göğümün ay lambası/pencereni tıklatır/konuk olurum odana/arada bir gülümsersin
bana/her şeyi unutur/açık kalırım/dolar/düş kova-larım//dedim ya/övgüyle sözünü edecek/pek
bir şey yok hayatımda/sıradan ve iyi insan olmanın/uğraşısından başka"(sf.5)
Şairin hangi pencerelerden yaşama baktığını,hangi bulutlara asılıp yaşadığını,hangi
zirvelerden rüzgar taşıdığını kendi ağzından öğrendikten sonra dizelerinin arasında dolaşmaya
çıkmak,sözcüklerin anlam yoğunluğunu arttırıyor.Öyle ki bir harfin mimiklerini görür gibi
oluyoruz.Ya da hiç gereği yokken kullanılmış olan bir inceltme işaretinin açtığı kapılardan
girip olabildiğince biz de inceliyoruz.Sonuçta bir gerekirlilikle buluşuyoruz."Aklımın Fesleğen
Dalı"ndan savrulan ıtır,sınırı olmayan bahçelere savuruyor bizi:
"gelirken taş kömür getir bana Zonguldak'tan/eli toprak kokan/bardaktan dökülen su
sesi/ıslanıp yanmaktan geçtiğin dersi anlat/su ve ateşi barıştıran taşı getir bana/sana
içi/işçi dolu fabrika tulumu gibi/özenerek bakışım gelsin aklına/her ormanı tutuşturan
çıra/o benim zayıfladıkça ağırlaşmam/sözü edilmesinden utanan bir neden/yediklerimden
çok/sevdiklerime gösterdiğim özen/dağlanmayınca kavuşmuyor tatlı yara//acılar bizim kırık
kanatlarımız/ben uçmayı severim/gökyüzü çok cömert/lacivert bir sosyal devlet…"(sf.53)
Aklımın Fesleğen Dalı isimli şiir kitabı,Safranbolu Hizmet Birliği Kültür Yayınları'nın
on birinci kitabı olarak 2002 yılında basılmış.Bu kitabın içerdiği şiirlerde şair,olabildiğince
açık denizlerin kokusunu duyumsatıyor okura.Her şiir bir öncekinden aldığı hızla yatağını
genişleterek akıyor.Çizdiği kavisler,oluşturduğu bükler ve uçurumlar içinden geçip giderken
yarattığı tınıyı dinliyoruz usulca.
Gül Güz ve Giz,Sedat Kısa'nın dördüncü şiir kitabı.2003ün Eylül'ünde Günışığı Yayıncılık
tarafından basılmış.Seksen sayfanın her karesi şiir yüklü.Şairin yüreğini terleten Çan Eğrisi
isimli şiirle yola koyulalım biz de:
"hiç yokmuşcasına ölüm/bir gülün/nefes alır gibi canlı/kuruyarak güzelleşmesindeki
hüzün/erken gidişlere dehşet susulur/gül babası gözyaşlarındaki kokudan anlaşılır/kimi
sevda/kendisinden iri/bir veda taşır//yazılsın diye bu şiir/yaşlı değilim/ne aynı kaldım/ayna
oldum ne de/kazıdım kendimi/kazıdıkça sevilir sır/bazı adamlara/yalnızca ge(n)ç kalınır/çoktan
terk edilen bu şehir/ancak senin kadar güzel/bir bedele ertelenir///şişede önlenebilir belki de
şarap/bağlara sığmaz ama/bir asma dalındaki inat/babayla kızın kavuşmasıdır/varsa eğer doğru
bir cevap/ey içimi yakarak çektiğim resim/yüzümdeki sığınmacı çocuk/her aşk başkalarını da
içerir/ellerini kucakladığım her karede/benden/başka bir adam banyo edilir/göğsümde ağlamaklı
açıyor güller/içim acıyor içim kırık/ölü bir kızı emziriyor bu şehir/uzlaşır belki bir gün/köprüyle
uçurum/çağla tadında buruk/olmamış bir sevgiye karşılık veren/o alçak ben değilim/tenden uzakta/bir
buluşmadır/ruha önerilen ayrılık/hoşça kal sevgilim/seni seviyorum" (sf.17-20)
İlk kitabı Seni Eksi Sevmiyorum'dan ,Gül Güz ve Giz'e doğru yirmi iki yılı kapsayan bir şiir
yolculuğu var şairin.Okudukça,safralarından arınarak yol alan bir ırmak çıkıyor karşımıza.Yapraktaki
çiğ damlasıyla sohbeti koyulaştırmayı beceren Sedat Kısa'nın dizelerine bir göz düşürün,seveceksiniz.
Eflatun Yüzbaşıoğlu
AY ŞİİRLERİ
1
ay geç doğar yarın üstüne
ansızın doğar karın üstüne
2
ay karanlığı ışığı boğsa
ay güneşin yerine de doğsa
3
ay akçakavağın dalında
ay ıssız köylerin yolunda
4
ay iğdenin dalına tüner
ay sessiz sulara iner
5
ay toprak damın başında
ay sevgilinin bakışında
6
ay düşer peşim sıra
yaslanır gölgem dağlara
7
ay sorarsa yalnızlığımı
nasıl söylerim sensizliğimi
8
ay şundan bundan sormalı
asıl soruyu sona saklamalı
9
ay aşkı merak eder mi dersin
gizini çözmeden gider mi dersin
10
ay beni anlar mı dersin
aşkı tanımlar mı dersin
11
ay beni yavaş yavaş sarmalı
dalımdan usulca koparmalı
12
ay beni hızlı hızlı sarmalı
tam göğsümde durmalı
13
ay benim sırdaşım olur mu
yalansız kardaşım olur mu
14
ay yanlışın inadıyla sözlüdür
bilmez ki; aşk ayrıntıda gizlidir
15
aya söylemesem rengimi
hangi renk içinde bulur ki rengimi
16
ay zincirlere bağlasın beni
ay geceler boyu ağlasın beni
17
ay adresimi sormasın artık
kederlerime vurup durmasın artık
18
ay yüreğimi dişledi gitti
hüznünü yağlığıma işledi gitti
İsmail Cem Doğru
TANIK
Bu saatlerde ben
Şiir gibi düşerim adamın üstüne
Yazıp geçerim ninninizden
Mazinizin yeri değişir
Dümbüllü olurum
Mesela daha aşağılarda atar kalbiniz
Daha bulanık yüzülür aynalardan
Daha yukarıdan işersiniz üstüme
Ben ıslanmadan
Renginiz açılır
Ama ben bu saatlerde
Donarım gözlerine dünyanın
Batarım denizin kirpiklerine
Düşerim martıların göçünden
Üstümü silkeler
Orhan Veli olurum
Ama çalar kapıyı Attila İlhan
Şiirini balkona asmışlar
Dizelerini koparıp elleriyle
Haşmetle sorar
- Kim yaptı ulan
Konuşsam hazreti Nuh
Sussam Meryem olurum
Çaresiz bu defa Musa'dan asasını istesin
Aziz Nesin
Tanık olsun Hayyam
Yüzlerinde ıslansın Firavun'un suları
Çıkarmam sesimi
Dillerime güverte çaksınlar
Öyle zamanlarda ben
Tanrıya gençliğini anımsatmış gibi
şaşkın bırakılmışsam şiirin avuçlarına
Ya da kalıplar bir şiirin daha
keşfine çıkmışsa benden habersiz
İntihar vaktini geçirdik demektir
Şimdi yazıp soracaklarını avuçlarıma
İlhan Berk kayığına yetişmek gerekir
Adil Okay
HEP SENİ ARADIM
- tülin'e -
ben seni
adana otogarında
ellerim kelepçeli
iki yanımda iki jandarma
meraklı gözlerle
bana bakarken gördüm
bir teklik attım falcı kadının avuçlarına
ana yadigarı mendilime yazıp
adımı yolladım sana
ben seni bir düğün gecesi
kırmızı kuşakla gördüm
anamın mendili çeyiz sandığında
yanında yağız bir delikanlı
ben seni mahkeme kapılarında
dul damgalı kafa kağıdı alırken gördüm
ellerinde adım yazılı mendil
gözlerinde yağmur
ben seni sabra şatila kamplarında
bastille meydanında
berlin duvarının yıkıntıları arasında
amsterdamın uyuşturan barlarında
Londracın sisli soğuk caddelerinde
küba da elinde pankartla gördüm
II
ben seni görmeyeli yoruldum
dilimi unuttum
sana sevdamı
adressiz bir seyyahım şimdi
asyalı afrikalı latin amerikalı
dünyanın her yanında güneyli
yaşanmamış aşklar delisi
kavgalarla geçti ömrüm
gel vücudumdaki şarapnel izlerini öp
okşa beni bitmediyse ellerindeki şefkat
tüketmediysen el kapılarında
mendilim duruyorsa hala
yağmalanan çeyiz sandığında
gel sevgili
gel bana
gel bir de sen vur
gel yerin hala boş
gel savaştan arta kalan zamanlardayım
gel
ya şimdi
ya hiç
Carl Sanburg
JACK
Jack, yağız, kumral bir delifişek.
Otuz yıldır, yünde on saat çalışıyor raylarda. Meşin gibi onun elleri.
Evlendi halktan bir kadınla ve sekiz çocuğu var. Karısı öldü, çocukları çekip gittiler.
Şimdi ona yazıyorlar iki yılda bir.
Bir düşkünler evinde öldü Jack. Kimsesizlere anılarını anlatırken.
Ölürken bile yüzü gülüyordu, her zamanki gibi. O yağız, kumral bir delifişek.
Türkçesi: Nice Damar
A.Uğur Olgar
ÇIĞIR YORGUNLUĞU
dik açıları dişil bir dağın
doğurduğu o çığır yorgunluğunu gönyeler
kayakkabılarında şubatı uzatmak isteyen
her beyaz görünge
paftasını yırtar adasını batırmış
ayracına kapanmış akşamın parseli
pagan bir zamanın sularından öper
nirengi üçgen aşkına noktalar
"lady-bird"lerin sevişme alanlarını
tepeler yalnızdır / bakıldığında
dürbünün tersinden belki bir kardelen
morarmış, ince kadın dudağı
koyakta kartalın tiz kanat sesleri
SUYUN RENGİ
sıcak suyun renginde yandım
ali nasıl görünür Silifke
en uzak yıldızın altından
horozun kanı nasıl sıçrar
dört lastiğin beynine
iyisi mi özel af çıkaralım
müebbet anıların yıllanmış duvarlarına
çizilen karınca yolu çentiklere
dondum soğuk suyun renginde
ağla yurdum alkışsız ve sonbaharsız
attila ilhan öldü / an geldi
çoğaldı yağmur, balkonlardan kaçırdık
çiçeksiz saksılarımızı
| | |
|